Öğretmenlerim benim için hep çok değerli olmuştur. Şanslıydım ki ilkokuldan üniversite dönemimin sonuna kadar hep mükemmel öğretmenlerle karşılaştım. Hep mutluydu benim öğretmenlerim, hep gülerdi, keyifli hikayeler anlatırlardı bana. Yeri gelirdi dertleşirdik ama yine dertlerin sonunda kahkahalar atardık birbirimizin suratına bakarak.

Bilmezdim öğretmenlerimin kahkahalar atarken içlerinde hissettiklerini, nasıl için için ağladıklarını.

Kendime ‘öğretmen’ demiyorum bunu kendime hak görmüyorum aslında ama 2 senedir aktif olarak sözüm ona öğretmenlik yapıyorum. Oturduğum sıraları karşıma alıp o tahtanın önüne geçtiğimde anladım, benim öğretmenlerimin o zamanlar neler hissettiklerini.

Belki bir gece önce o da çok sevdiği bir insanı kaybetmişti dünyasında ama o tahtanın önüne geçtiğinde gülmüştü benim gibi ve sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Belki bir ders molasında telefonuna gelen bir mesajla o çok yakın olduğu dostunu kaybettiğini öğrenmiş, tuvalete gidip ağlamış sonra bir sigara yakmış ve sınıfa gelip gülen gözleri ile dersini anlatmaya devam etmişti, benim gibi.

Belki sabaha kadar uyumamış, psikolojik savaşlar vererek bütün gece düşünmüş, ağlamış durmuş ama yine de sabah bütün enerjisiyle geçmişti tahtanın önüne benim gibi.

‘Benim gibi’ diyorum ama ben öğretmenliği o güçlü, gülen öğretmenlerimden öğrendiğimi yeni fark ediyorum. Aslında ‘benim gibi’ değil, ‘onlar gibi’…

İnsanlığın iç dünyasına indikçe, biraz beden dili ve mimik okumayı da işin içine kattıkça daha iyi fark ediyordum geçmişi. Ben o sıralarda otururken, karşımdaki öğretmenlerimin neler hissettiklerini. Öğrencisi bir soruyu kendi çabasıyla doğru çözdüğü için çiçek bahçesindeymiş gibi huzurla güldüğünü fakat içinde neler yaşadığını şimdi fark ediyorum.

Hayatta hiçbir şey kolay değil, bu beton yığını dünyanın içinde nefes almak bile kolay değil ama o tahtanın önündeyken her şeyi sınıf kapısının dışında bırakıp, gülerek, keyifle ders anlatmak, karşındaki kişilere mutsuzluğunu hissettirmemek, bu hiç mi hiç kolay değil.