‘Öğretmenler, çocukların harcayacağı çabaların hangi alanda başarısız kalacağını bilse, öte yandan çocuğun yeterince çaba harcayıp harcamadığını saptayacak gücü gösterebilse her şey çok daha kolay olurdu kuşkusuz. ‘

Oldukça uzun bir zamandır üzerine kafa yorduğum bir konuyu bugün ilk defa kaleme almaya karar verdim. Epey bir zamandır yapmak istediğim bir şeydi ama nasıl başlamam gerektiğini pek bilemedim. Geçenlerde Alfred Adler’in bir kitabını okurken aslında tam olarak düşüncelerime karşılık verici cümleleri ile karşılaştım. Şöyle diyordu cümlelerinde:

‘İçinde yaşadığımız uygarlıkta geçerli alışkanlıklardan biri, çocukların doğru dürüst eğitilmesinden ziyade gözle görülür başarılar sağlamalarına önem verilmesidir… ‘

Ve şöyle devam ediyordu cümlelerine:

‘Az bir çabayla ele geçirilen başarıların bireyi ne denli olumsuz yönde etkilediğini biliyoruz. Bu yüzden, çocuğu hırslı biri yapacak gibi eğitmek yarar sağlamaz. Ona cesaret, metanet ve özgüven duygularını geliştirme yollarını öğretmek, karşılaşacağı bir başarısızlıkta asla cesaretini yitirmeyip bu başarısızlığı yeni bir sorun gibi ele alması gerektiğini kafasına sokmak çok daha önemlidir. Öğretmenler, çocukların harcayacağı çabaların hangi alanda başarısız kalacağını bilse, öte yandan çocuğun yeterince çaba harcayıp harcamadığını saptayacak gücü gösterebilse her şey çok daha kolay olurdu kuşkusuz. ‘

Bu cümleler ve üzerine çalıştığım konu üzerine ben de şu soruyu soruyorum sık sık kendime: ‘Biz çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz?’

Okuma-yazmayı öğrenir öğrenmez çocuğa testleri dayıyor, test çözmeleri için ciddi çaba harcamalarını istiyoruz. ‘O, bu, şu okulu/bölümü kazan aman çocuğum.’ diyerek çocuğa öyle bir ödev yüklüyoruz ki aman aman. Çocuğun daha ne istediğini, kendinden beklentisini dinlemeden, anlamadan.

Eğitim müfredatını bir yandan çok basitleştirirken bir yandan çok zorlaştırıyoruz çünkü çocuklarımızı sıkıyoruz. Çocuklarımızla iletişim kurmuyoruz, hayallerini dinlemiyoruz. Kaptırmışız kendimizi teknolojik kutulara bütün zamanımızı onlara harcıyoruz. Çocuklarımız onlarla iletişim kurmadığımız, ilgilenmediğimiz zaman sözüm ona şımarmasın, yaramazlık yapmasın, ağlamasın diye onların da eline veriyoruz bir teknolojik kutu ‘Hadi oyna çocuğum.’ diyoruz.

Ne nesiller harcıyoruz, haberimiz yok.

‘Ay benim çocuğum yurt dışında okusun, ay benim çocuğum yurt dışına gitsin, orada çalışsın. Burada her şey berbat!’

Bu cümleyi çok sık kuruyoruz kurmasına da neden berbat olduğunu sorguluyor muyuz?

Neden berbat olduğunu sanırım %52 ‘lik kesime yıkacak çoğumuz, her zaman yaptığımız gibi. Çünkü her zaman diğer tarafı suçlamak en kolayı.

Neden berbat? Çünkü çocuklarımızın gelişmesine dair hiçbir şey yapmıyoruz. Elimizdeki o teknolojik kutularla uzun -kısa metinler yazarak ülkeyi kurtarmaya çalışıyor, içimizi bir derece rahatlatıyoruz.

Hayır efendim! Öyle bir dünya ne yazık ki yok.

Çocuğumuzla ilgilenmezken, ilgi nedir bilmezken böylesine sistem eleştirisi yapılmasına ben karşıyım.

Buradan da şöyle bir soru ile karşılaşıyoruz: ‘Ebeveynler ve öğretmenler, böylesine umudunu yitirme derecesine gelmişse bu sistemde nasıl çocuk yetiştireceğiz?’

Cevabı hazır.

O zaman önce kendimizi yetiştireceğiz!

Okuyacağız, araştıracağız, sorgulayacağız, yetkinliklerimizi belirleyeceğiz.

‘Bütün umudum gençliktedir.’ demiş Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk.

Biz o gençleri yetiştiriyoruz, hep bunu unutuyoruz.

Kendimizce bilinç seviyesine geldiğimizi fark ettiğimiz anda, okul öncesi eğitime odaklanacağız. Bunu hemen standart bir okul olarak düşünmeyin. Ev de bir okuldur. Önce evde eğitimi sağlayacağız. Çocuklarımızla konuşacak, iletişim kuracak, onları anlayacak, becerilerinin gelişimine odaklanacağız.

Sonrası matematik efendim. Matematiğe odaklanacağız.

Matematiğe odaklanacağız dediysek, çocuğa okul öncesinde ‘ 2 + 2 = 4 olur çocuğum.’ demeyeceğiz elbette. ‘Neden?’ diye soracağız. Düşüncelerini öğreneceğiz. Problemlere çözüm getirmelerine destek olacağız. Yanlış anlaşılma olmasın, gerçekten destek olacağız. Problemlerini biz çözmeyeceğiz, o problemleri çözmeleri için alternatif sorular üreteceğiz.

Problemi anlamak, problemi çözmek, alternatif sonuçlar üretmek, üretebilmek!

Bütün mesele bu aslında.

Ama biz anlamıyoruz, dolayısıyla üretemiyoruz.

Ebeveyn olarak veya öğretmen olarak çocuklarımızı anlamazsak, gelişimlerine destek olmazsak, sadece elle tutulur başarılar elde etmesi için çaba sarf edersek nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

Çocuk ister deneme sınavlarından tam puanlar alsın, ister okul birincilikleri ile ailenin başarı statüsünü yükseltsin, nafile.

Yetkinlikler önemli efendim. Yetkinliklerimizi bilelim. Bunu da hayatın içindeki matematik ile yapalım. 40 soruluk matematik sınavından tam puan çıkararak değil.

Güzel günler yakın, umutlu günler yakın.

Anladığımız, anlaşıldığımız, çocukların da hep güldüğü o güzel günler çok yakın.

Kendi içinize bir ışık yakın. Gerisi hallolacak. Çıkacak o karanlıklar, aydınlığa.

Aydınlıklara selam olsun!