Öğrenciler ile yaptığım her söyleşinin yeri ayrıdır. Heyecanla dinleyen, gözlerinden ışıklar saçan öğrenciler ile beraber olmak her zaman farklı bir etki yaratmıştır bende. Bir şeyler anlatırken, gelen soruları cevaplarken hep kendimi daha çok keşfetmişimdir.

Yaptığım bir söyleşide gelen soru üzerine çok büyük bir şey fark ettim bugün: ‘Asla yapmam!’ dediğim her ne varsa hepsini yapmışım meğer.

Matematik bölümü okuyan ve/veya mezunu arkadaşlarım birazdan okuyacakları cümlelerde beni çok iyi anlayacaklardır, eminim. ‘Ne okuyorsun?’ sorusuna ‘Matematik Bölümü’nde okuyorum.’ cevabını verdikten sonra iki farklı soru ile karşılaşırız:

  1. ‘Bankacı mı olacaksın?’
  2. ‘Öğretmen mi olacaksın?’

Üniversite dönemim boyunca bu iki soruya pek çok kez maruz kaldım. Bilen bilir gerçekten en sıkıcı sorulardır bunlar bizim için. İlk soruya: ‘Hayır, asla bankacı olmayacağım!’ derdim. İkinci soruya da: ‘Hayır tabii ki koskoca bölüm okuyorum niye öğretmen olayım? Öğretmen olacak olsam, öğretmenlik okurdum.’ derdim.

4 yıllık koskoca Matematik Bölümü maceramı tamamladığım gibi gittiğim ilk iş görüşmesinde işe kabul edildim. Tahmin etmesi pek zor olmasa gerek, özel bir bankanın genel müdürlüğünde işe girmiştim. Artık çiçeği burnunda taze bir bankacıydım.

İşaret dili ile matematik anlatmaya karar verdikten kısa bir süre sonra yine kısa süren bankacılık kariyerimi bırakmaya karar verdim ve bu kararla beraber kendimi ‘Sessiz Matematiğin Öğretmeni’ olmaya adadım.

Bunlardan çok daha öncesine gittiğimde ise yine aynı manzara ile karşılaştım:

Ben matematikçi bir babanın kızıyım. Kimya Bölümü okumak istiyordum ve üniversite tercihlerimi de buna göre sıralamıştım. Bu sırada babam da ‘Matematik Bölümü de yazalım tercihlere’ demiş, onu kırmamak için yazmıştım ama ‘Asla okumam!’ diye inat etmiştim. Tercihler açıklandığında benim yaşadığım şoku, babamın ise yaşadığı mutluluğu hâlâ dün gibi hatırlarım.

Bölüme başladıktan sonra ilk senemde Analiz1 dersinden kaldım. Bir sonraki sene vizeye çok çalışmama rağmen 7 puan aldım ve ‘Bu dersi bu sene veremezsem ben bu okulla uğraşamam, bırakırım!’ diye estim gürledim. O sene o dersi tabii ki veremedim, üçüncü senemde güç bela verdim ve okulu da bırakmadım.

Bölümden mezun olup son kez kapıdan çıkarken ise kendime şunu söylemiştim: ‘Bir gün formasyon alırsam asla bu okuldan almayacağım.’ Formasyon almaya karar verdiğim dönemde başka hiçbir okul formasyon duyurusuna çıkmadı ve ben ‘Asla almayacağım!’ dediğim okuldan formasyon aldım.

‘Tamam formasyonu buradan aldım ama yüksek lisansımı asla burada yapmayacağım!’ dedim ve yüksek lisansımı da ‘Asla yapmam!’ dediğim yerde yaptım.

Hayat çok garip…

Genelde büyük konuştuğumuz zaman başımıza o konuştuğumuz şeyler kötü bir şekilde gelir gibi bir algı vardır.

Hayatta büyük konuşmamak gerekiyor bunu bugün itibariyle daha iyi anlıyorum pek tabii ama büyük konuşmalarım sonucunda başıma gelen onca güzel şeyi de yabana atmam büyük haksızlık olur. Hem kendime, hem çevremdeki onca güzel insana ve tesadüflere…

Burada büyük kümeye baktığımızda nasıl bir mesaj/sonuç çıkarmalıyız bilemiyorum ama kendim için baktığımda ‘İyi ki büyük konuşmuşum.’ dedirtiyor bu tablo bana!

İyi ki’lerinizin çoğaldığı daha güzel yaşantılarınız, umutlu, mutlu yarınlarınız olsun efenim.

Büyük konuşun! Sonu huzur, sonu mutluluk.

Sevgiler, saygılar.